Emergency Broadcast

CDM Presents: An Interview With Emergency Broadcast [English & Türkçe]

115

Guest writer Naz Başaran returns with an interview of Emergency Broadcast after a live show with Goblin Daycare and Emaskülatör. Emergency Broadcast discussed their inner rage and how that translates into their powerful performances, as well as the unseen problems of society and their effort to raise awareness of those problems. Emergency Broadcast seem like a dark band, but Naz reveals through this interview how they’re actually a light of hope for people living inside the darkness.

Emergency Broadcast
Emergency Broadcast

Written in English and Türkçe by Naz Başaran

Listen to Emergency Broadcast on Apple Music and Spotify.

Türkçe Versiyon (English version below)

Bir süredir haberdar olduğum Emergency Broadcast’i, yeni bir oluşum olan Goblin Daycare ve Türkiye punk sahnesinin yerleşik isimlerinden Emaskülatör eşliğinde sahneye çıktığı etkinlikte ilk defa canlı izledim. Öfkeden doğan ve öfkeyle ifade edilen işleri oldum olası çok sevmişimdir, bu yüzden tüm performansları boyunca sesler yükseldikçe benim de yüzümdeki tebessüm genişlemeye başladı. Röportajımızda aşktan ya da ilişkilerden bahsedebilecekleri bir dünya göremediklerini ve sürekli farklı şekillerde ifade edilen konulardan ziyade altını çizmek istedikleri, görülmeyen toplumsal sorunlardan giderek daha da gürültülü bahsedeceklerini söyleyen Emergency Broadcast, her ne kadar uzaktan karanlık dursa da yakınlaşınca karanlığın içindeki insanlar için minik bir umut ışığı gibi.

(Naz) Selam! Nasılsınız, nasıl gidiyor?

(Melike) İyi olmaya çalışıyoruz, biz de herkes gibi 14 Mayıs’ı bekliyoruz. Onun dışında da bir yandan konserler ayarlamaya çalışıyoruz.

(Yiğit) Merhaba, ben de çok iyiyim teşekkürler.

(Naz) Geçen hafta ilk defa konserinize geldim, benim için çok eğlenceli ve samimiydi, belki bu durum lokal sahne avantajlarından da olabilir, seyirciyle bütünleşen bir yapınız var dahil olmaya/ olunmaya çok açıksınız. Konserler size öncesinde, o anda ve sonrasında nasıl hissettiriyor?

(Yiğit) Eğlence ortamı ve samimiyeti özellikle oluşturmaya çalışıyoruz çünkü konser deyince insanların aklına sahne ulaşılmaz, uzak bir yer, buradaki sanatçı dokunulmaz ya da daha özel insanlar gibi hissettiriliyor. Biz yaptığımız konserlerde aslında o sahnenin herkese açık olduğunu hissettirmeye çalışıyoruz. Bütünleşik bir hale girmeye çalışıyoruz çünkü yaptığımız müziğin amacı o, seyirci olmazsa bu müziğin hiçbir anlamı yok. Konserlerimizde sadece durup izleyen insanlar olsa açıkçası bu müziği icra etmem çünkü benim sahneye ilk çıkış günümden beri en önemli mottom bu sahne hepimizin, sadece bizim değil. Burada herkesin bir sözü var. Ben de sadece kendi dertlerimi, kendi sıkıntılarımı müziğe dönüştürmüyorum oradaki insanların da sıkıntısını müziğe dönüştürmeye çalışıyorum elimden geldiğince, müzik yapma amacım bu aslında.

(Melike) Vokal/ front person olarak, şu çok hoşuma gidiyor hakikaten tam olarak şarkılarda söylemek istediğimiz, vermek istediğimiz mesajı, çünkü aslında bu bir hayli de politik bir müzik türü, insanlarla beraber söyleyebilmek onların da buna katkıda bulunması zaten en başından beri bu müziği yapma amacımız. Bu müziği tamamen kendimiz için, kendimize sakladığımız bir şey olarak ya da var olan sorunlardan ayrık daha bireysel bir müzik olarak yapmadığımız için aslında bahsettiğimiz konular toplumu ve herkesi ilgilendirdiği için insanlarla sahnede bütünleşmek ve onların bir şekilde buna dahil olmaları çok önemli hatta gerekli Yiğit’in de dediği gibi insanlar uzaktan izliyor olsa ve belki de daha dışında kalıyor olsalar bu zaten hardcore müzik olmazdı. Hardcore’un biraz özünde de olan bir şey.

(Yiğit) Konserlerin öncesinde şunu hissediyorum, bir şarkı için aylarca yeri geliyor yıllarca emek veriyorsun, bu şarkının burası nasıl olsa vs diye düşünüyorsun ve o sırada aklından şarkı geçerken benim bütün planım projem sahnede şarkının o kısmı geldiği zaman insanlar ne hissedecekler ne yapacaklar, benim “burda coşarlar” dediğim yerde coşacaklar mı o tepkiyi görmek için çok sabırsızlanıyorum ben. Premiere geceleri yaparlar ya hani film yönetmenleri, bazı yönetmenler gelip seyirciyle beraber izliyorlarmış orada ne tepki veriyorlar bakmak için, konser de benim için öyle. Davula odaklanmaktan ziyade onların tepkilerine odaklanıyorum çünkü o tepkilere göre bir dahaki şarkıda şöyle yapayım vs diye kendimi test etmiş oluyorum.

(Melike) Ben de öncesinde hakikaten insanlar ne yapacak diye düşünüyorum, daha çok insana ulaşmayı da hedefliyorum çünkü kadın ve non binary kimliklerini barındıran bir insan olarak bir yandan bu sahnenin erkek ağırlıklı olmasındansa bunun dışındaki insanlara da ulaşabilmesini de hedefliyorum. Her zaman görmediğim insanları görmeyi farklı insanların bizi duymasını keşfedebilmesini ve onlarla paylaşabilmeyi bekliyorum. Sonrasında da gerçekten insanların cevap verdiğini, iyi vakit geçirdiğini bizimle beraber şarkılara eşlik ettiklerini, kan ter içinde o konserden ayrıldıklarını görünce de açıkçası mutlu oluyorum. Amacına ulaşmış oluyor müzik.

(Naz) Bir önceki soruyla da ilintili olarak, eski bir röportajınızda Türkiye’de hardcore müzik yapmanın zorluklarına değinmişsiniz. Bu konu hakkında değişen şeyler oldu mu, üretim alanınız ya da dinleyici ile buluşma noktalarınız hakkında son dönemde neler hissediyorsunuz?

(Yiğit) O zamandan bu zamana kuşak değişti açıkçası, bu müzik tarzında dinleyenler çok hızlı değişiyor. Belli bir kuşak 18-25 yaş arası daha hızlı tüketici olan kuşak bizi dinliyor. Araya pandeminin girmesiyle bizde de bir dağınıklık oldu, sonra tekrardan grubu toparladık o süre içerisinde bence Türkiye’de underground müzik yükseldi. Özellikle yabancı gruplar gelmeyince yerel gruplara festivallerde ağırlık verildi ve çok beğenildiler, biz bunları kaçırdık biraz da üzgünüm o konuda. Geri döndükten sonrası için bence iyi bir dinleyici kitlemiz var, Türkiye’de de büyük festivaller olsun yerel gruplar da iyi olsun, yükselsin isteyen genç bir kitle var bunları yakalayabildiğimiz için şu anda mutluyum. Zorluklar biraz daha azaldı diyebilirim, çünkü daha yoğun bir kitle var bence. O zamanlar ben konsere gittiğimde hep aynı yüzleri görüyordum, sanki biz böyle bir otuz kırk kişiyiz ve ha bire birbirimize çalıyoruz gibi düşünüyordum. Büyük gruplarında konserinde yüzden fazla kişi göremiyordum ama şu anda en ufağından yurtdışından bir grup gelse bir mekanı 400-500 kişi doldurabiliyor. Bir konser açlığı var daha doğrusu, belki o zamanlar bir tokluk vardı iyi kötü gruplar geliyordu şimdi hiçbir şey olmayınca yerel gruplara karşı bir sahip çıkma durumu da doğdu bence bu güzel bir şey.

(Melike) Ben Yiğit’e göre çok daha yeniyim grupta, hardcore müzikte de. Tabii ki underground müzik yaparken herkese ulaşalım gibi bir derdimiz yok evet mesajlarımızın genele ulaşmasını isteriz bekleriz ama müzik açısından gerçekten daha fazla konser verilebilmesini, daha fazla festival olabilmesini, diğer gruplarla daha fazla iş yapabilmeyi istiyorum. Ben bunu biraz da şöyle görüyorum insanlara verdiğinde insanlar gelebilir ama bu organizasyonları oluşturmak, bu organizasyonların sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi her şeyde olduğu gibi daha iyi bir siyasi ortamın olması vs konulara bağlanıyor.

(Naz) Emergency Broadcast’in duyduğu ortak bir öfke var, bunun ifadesi ne şekilde gelişiyor? Grup olarak geçirdiğiniz yaratıcı süreçten biraz bahsedebilir misiniz?

(Melike) Emergency Broadcast kurulduğu günden beri anarşist bir grup. Bütün ayrımcılıklara karşı duran bir grup fakat 2016’da Yiğit’in vegan olmasıyla beraber aynı zamanda bu karşı durduğu ayrımcılıklara hayvanlara yapılan katliam ve sömürü de ekleniyor ve grup kimliğini vegan ve straight edge (insanların kendini uyuşturduğu maddelerden uzak olmak) olarak tanımlıyor. Bir yandan aslında dünyayı değiştirmek istiyoruz bunun için de ayık olmamız lazım, sesimizi çıkarmamız lazım öfkemizi ayık bir şekilde dile getirmemiz lazım gibi bir felsefesi var. Ben de şuan aktivizm yapmaya çalışıyorum Türkiye’de, özellikle hayvan hakları konusunda. Son albümde söylemeye çalıştığımız en temel şey bütün hayvanlarla beraber bizi de öldürüyorlar, gezegeni de öldürüyorlar yani her şeyi yok ediyorlar ve bunların farkına varmamız ve kimseyi dışarıda bırakmamamız lazım. Herhangi bir grup ezilmeye mahkum edildiğinde onlarla ilgili konuşulmadığında bütün bu sömürü sistemi işlemeye devam ediyor o nedenle grup zaman içinde daha kapsayıcı hale geldi ve gelecek de.

(Yiğit) Melike’nin söylediği her şeye katılıyorum ek olarak yaratıcı süreçte, bazen bir fotoğraf oluyor tetikleyen. Bazense birinin söylediği bir kelime, örneğin Comfort In Misery şarkısı Türkiye’deki sokak röportajlarını izlerken çıkan bir şarkı. Yani bu insanlar bir sefalet içinde, sürünüyorlar ama kendilerini rahat sanıyorlar, onları izlerken aklımıza bu fikir geldi. Örneğin Ferdinand diye bir inek vardı, onun yaşadığı şeyler ve kurtulma mücadelesi bu gibi şeyler bize itekleyici bir güç oluyor ve onun sesini bizim de duyurmamız lazım diye düşünüyoruz. Ya da yıllarca tutsak kalan bir balina artık çıkamayacağını anlayıp kafasını oraya buraya vurmaya başlayınca onun sesini kimse duymuyor, kimse bahsetmiyor ya da onların bir şarkısı, anması olmuyor. Biz bu konuda bayrağı üstleniyoruz. Suriye sınırından kaçıp Yunanistan’a giderken boğulan çocuk fotoğrafı, Ankara’da patlayan bomba… Bunun üzerine mesela insanlar ne bir şarkı yaptılar ne bir türkü… Anmalar bile çok sönük geçiyor bana sorarsanız. Dünyanın başka bir yerinde olsa belki çok başka olurdu. Ben çocukken bazı ülkelerdeki ölümler sayı olarak geçerdi burası nasıl bir yer derdim, biz de oralara döndük bu beni çok üzüyor açıkçası.

(Naz) Pek çok yerde zor ama Türkiye özelinde sadece müzik yaparak geçim sağlamak imkansız gibi, normalde neler yapıyorsunuz? Sadece müzik yapma imkanınız olsa bunu tercih eder miydiniz yoksa sizin için kaçış noktası gibi görünmesi üretiminizle daha sağlıklı bir ilişki mi kurmanızı sağlıyor?

(Yiğit) Türkiye’de hardcore ya da underground müzik yaparak geçinen birisi olduğunu sanmıyorum, yani varsa helal olsun. (Gülüşmeler) Ben müzik stüdyosu işletiyordum, orda prova kayıt, ekipman kiralama, davul dersi verme gibi şeylerle uğraşıyordum. Sahnelerin çoğundan bir şey almıyoruz, aldığımız da mesela kermeslere çıkıyoruz hayvanlar yararına, oraya gitmiş oluyor. Zaten alkol de içmiyoruz, sahneye bir dünya ekipman taşıyıp, terleyip çıkıp dönüyoruz bizimki biraz gönül işi.

(Melike) Evet, Türkiye’de bu tarz müzik yapıp para kazanmak neredeyse imkansız ama genel olarak müzik yapıp para kazanmak da çok zor. Emergency Broadcast bizim aktivist kimliklerimize bir ekleme gibi aslında söz söyleme alanlarımızdan birisi.

Sadece bunu yaparak para kazanmak isterdim, aktivist olarak da para kazanmıyorum. Sistem seni devamlı bir şey yararına çalışmaktan alıkoyup birilerinin yararına çalışmaya zorluyor ama sen de direnmeye çalışıyorsun çünkü eğer birilerinin yararına çalışırsan fayda sağlayacağın yerden kısman gerekiyor. 9-5 istemediğin bir yerde çalışmak hepimizin zamanından çalıyor aslında o yüzden bir gün gerçekten bu ekonomik, siyasi ortam düzelirse insanlar müzik yaparak, aktivizm yaparak para kazansınlar çok isterim. Giderek şunu da görüyoruz çünkü müzik stüdyosuna gelen insanlar gelmemeye başlıyor, müziği bırakıyorlar. Şunu diyen insanları çok duyuyorum etrafımda “Türkiye’de müzik yapmak lükstür.” hani hobi bile değil artık, bir lüks bırakın iş/meslek olmasını. Topyekün sistemsel bir değişikliği müzisyenler olarak da bekliyoruz. Ama daha sağlıklı bir ilişki oluyor mu konusuna gelirsek, şunu da tercih etmezdim mesela bir prodüktör var ve bizi yönlendiriyor, biz o kalıplara giremeyecek kadar anarşist bir noktadayız o yüzden biz para kazanacaksak da kendi kendimize kazanmak isterdik birilerinin haklarımızı satın almasındansa.

(Naz) Geçtiğimiz sene sonuna doğru çıkardığınız Inde Deus Abest için öncelikle tebrikler çok güzel bir albüm. Albüm kapağı da çok güzel, grup olarak üretirken gittiğiniz, hayal ettiğiniz bir görsel evren var mı ya da görselleri de referans olarak kullanma alışkanlığınız var mı?

(Melike) Albüm adı Yiğit’in fikriydi, kendisi sanırım internette gezinirken Bodrum Kalesinde bir zindanın yukarısında yazan bir söz olarak Inde Deus Abest’ten ilham alıyor bu da Latince “Tanrı’nın Olmadığı Yer” demek.

(Yiğit) Oraya sokulan mahkumların güvenini, yaşama sevincini kırmak için “Artık burada Tanrı yok.” yazmışlar, aslında daha sonra baktığımda bu da yalanmış oradaki müze şefi dikkat çeksin diye yazmış. (Gülüşmeler) Ama fikir çok hoşuma gitti, Latince olması da bir dikkat çekiyor.

(Melike) Ben de oradan ilhamla şunu düşündüm, gerçekten böyle yerler var insanların gözü önünde tutulmayan mesela mezbahalar, çiftlikler, fabrikalar gibi. Kapalı kapılar ardında insanların ve insan olmayan hayvanların zulüm gördükleri gözlerden ırak yerler var, hiçbirimizin bir saniyesini bile görmeye tahammül edemeyeceği yerler var. Aklıma tabii ki bir mezbaha ortamı geldi, çünkü gerçekten o işkencenin olacağını bilen bekleyen ve Tanrı’nın olmadığı bilgisiyle oturup ölmeyi bekleyen insanlar gibi hayvanlar da bunu yaşıyor. Kendilerine ne olacağını bilip kendilerinden önce öldürülen hayvanları görüyorlar, böyle bir görüntüden aslında yola çıkarak “kurban” kavramı da aklıma geldi. Çünkü Tanrı’nın olmadığı yerlerde ona kurbanlar adıyoruz, hayvanları adıyoruz, insanları adıyoruz. Bunun temelde etkilediği iki grup var bence hayvanlar ve çocuklar. Buradan yola çıkarak bir çocuk ve bir kuzunun Tanrı’nın ve merhametin olmadığı yere doğru götürülüşünü resmeden bir görüntü geldi aklıma, o zamanlar mezbahaya sürüklenen bir domuzun direndiği bir fotoğraf görmüştüm ve ilk defa böyle bir şey görüyordum. Kafamda albüm kapağı canlanınca arkadaşımız Ozan Güner’e anlattık ve bize bu çizimi oluşturdu. Biraz karanlık gerçekten, hatta diğer albümlerimize göre bu albümün daha karanlık olduğu yönünde yorumlar yapılmıştı bize. Ama yola çıkış noktamızdan dolayı aklımıza karanlık senaryolar geldi ve bunu ortaya koymak istedik.

(Yiğit) Kapakta çocuk mezbahaya götürülmüyor bu arada ama küçük yaşta çocukların da koparılıp okul, devlet dairesi ya da herhangi bir yere sokulup tek tip haline getirilmesi ve çocukluk hayallerinin bir katliamdan geçmesi gibi düşündük. Çünkü sen de aslında oradan geçince bir çark haline geliyorsun, hayvan da bir et parçası olarak kalıyor ikiniz de totalde aynı şeysiniz aslında.

(Melike) Orada şöyle bir anlamda vardı benim zihnimde, Türkiye’de Kurban Bayramları sırasında hayvanlar öldürülürken erkek çocukları özellikle bu sahneleri izlemeye zorlanırlar. Çünkü aynı zamanda hayvanları öldürmeye tanık olmak ya da öldürmek bir erkeklik göstergesi olarak tanımlanır. Aslında orada adamın çocukla beraber mezbahaya girmesindeki bir alt mesaj da “sen aslında geçmişteki insan değilsin, kapıdan Tanrı’nın olmadığı yere girdikten sonra bambaşka biri olacaksın ve seni de kurban edeceğiz” idi.

(Naz) Grubun aktivist yanı başından beri aklınızda olan bir duruş muydu yoksa zaman içinde mi işlerinizle bütünleşti?

(Yiğit) Grubun ilk temelleri 2011-2012’de atıldı, bir duruş vardı kurduğumuzda da tabii ki bu tarz müziğin özünde aykırı bir duruş var ve biz de ona aittik ama veganlık, straight edge gibi şeyleri zamanla ekledik. Tarzın içerisine girdikçe birleştiği diğer alt kültürlerle de tanıştık, onlarla kesiştiğimiz vakit onların bizi daha fazla yansıttığını ve bu yolda olmamız gerektiğini hissettiğim için zamanla eklendi. Mesela ben 2016’da vegan oldum ve bunu başka bir müzik grubu sayesinde duyduğum için benim de aynı şekilde müzikle daha fazla insana ulaşabileceğimi fark ettim, tek tek konuşmak yerine.

(Melike) Ben girdiğimde zaten grup bu aktivist kimliğe sahipti. Aslında biz sürekli bu açılardan baktığımız için katlanarak ilerledi ve daha fazla bu konulardan bahsetmeye başladık. Daha da fazla bahsedeceğiz muhtemelen. Hiçbir şey söylemeyen bir şarkımız yok neredeyse.

(Yiğit) Veganlığın eklenmesi burada bir çözücü unsur oldu çünkü ben öncesinde non-binary sorunlarını görebilen birisi değildim, bende bir ufuk açtı veganlık. Söylemlere takılmıyorduk bazen. Ayrımcı, ableist ya da cinsiyetçi söylemlere. Ama hayvanları konu alınca en alt tabakayı görmüş oluyorsun ve orayı gördüğün vakit diğerlerini de görebiliyorsun. Bu tarz müzikte daha eril bir duruş var ama biz buradan sıyrıldık, en son noktayı da Melike ile koyduğumuzu düşünüyorum. İnsanlar farklı birisini sahnede görüyor, erkek olmayan birisini. Çünkü bu tarz müzik herkese yönelik.

(Melike) Evet, hardcore müzik protest bir müzik ama bir yere kadar sanki çünkü cinsiyetçi küfür edebiliyor ya da ayrımcı bir davranış yapabiliyor. O yüzden o da kendi içinde dönüşmeye mecbur, kimse ben yeteri kadar politiğim geri kalanıyla ilgilenmiyorum gibi bir lükse sahip değil. Bu tür müzik sahnesini hetero erkek egemenliğinden kurtarmayı da misyon edindik.

(Yiğit) Bir de soruda yoktu ama ekleyeceğim şöyle bir şey var biz vegan, straight edge olduğumuzu ya da homofobiye karşı durduğumuzu söylediğimizde bize dikkat çekmeye çalışıyorlar denildi. Kim böyle bir şeyle kendini duyurdu da biz de yapıyoruz sanki (gülüyor), biraz garip gelmişti.

(Naz) Bundan sonrasına dair hayal ve planlarınız neler?

(Melike) Daha fazla insana ulaşmak. Sadece Türkiye’de değil dünya çapında da. Şarkıları daha iyi şekilde produce edebilmek, daha fazla klip çekebilmek benim en büyük hayallerimden biri. Müzik klipleri artık daha az dinleniyor vesaire gibi şeyler var ama bence çok önemli. Bir şarkının hikayesini daha iyi verebiliyor, ne kadar farklı sanat dalları ile birleştirebilirsek müziği daha iyi olabilir gibi geliyor. Sanatın değiştirici gücünü kullanmak hayalim, çünkü Yiğit’in de dediği gibi belki kitap okursunuz ya da birisi bir şeylerden bahseder ama sevdiğiniz bir müziği dinleyip arkasında yatan mesaja bakınca hayatınız bile değişebilir.

(Yiğit) Daha çok kişiye elbette ulaşmak istiyoruz ama boş beleş kişilere değil. Bir kızgınlığı, öfkesi, sitemi, haykırışı olan kişinin bizimle beraber olmasını o şarkılarda kendinden bir şeyler görmesini bekliyoruz. Bizim konserlerimiz benim açımdan interaktif tiyatro oyunları gibi, öyle olmalı ya da.

(Melike) Ben insanların daha öfkeli olduğu bir dünya hayal ediyorum, çünkü bir şeyleri değiştirmek için öfkeye ihtiyacımız var. Belki planlarımızdan biri de bu olabilir, insanları daha da öfkelendirmek!

Not: Tam da bu cümlenin üzerine oturduğumuz yerdeki ses bir anda patlıyor ve neye uğradığımızı şaşırıyoruz, Yiğit planlarımızda bu yoktu diyor ve deşifresini okuduğunuz ses kaydı kahkaha ile sonlanıyor.

English Version

I watched Emergency Broadcast live for the first time alongside a new band called Goblin Daycare and one of the residents of Turkish punk scene, Emaskülatör. I’ve always loved the works born from rage and expressed with rage so throughout their performance as the voices got louder, my smile got bigger. Emergency Broadcast says that they can’t talk about love or relationships so they will keep on talking about unseen problems of the society louder and louder. So they might seem dark from the outside but when you get closer they’re actually the tiny light of hope for people living inside the darkness.

(Naz) Hey! How are you, how is it going?

(Melike) We’re trying to be OK, waiting for May 14th like anyone else. (The election day in Türkiye) Other than that, we are trying to book new concerts.

(Yiğit) Hey, I’m also very well, thank you.

(Naz) I watched you live for the first time last week, it was a fun and heartfelt experience for me, perhaps it is one of the advantages of local scenes. You have a way of becoming one with the audience, you’re very welcoming. How do you feel before, during and after a concert?

(Yiğit) We are trying to make that a fun and sincere environment especially because when you think about a concert people tend to think that the stage is an unreachable place and the artist is untouchable. We try to make everyone feel they belong there in our concerts. We try to become one with the people because that is the aim of the music we make, if there is no audience then there is no point in this music genre. If there were people who only stand and watch at out concerts I wouldn’t be doing this music because since the first day I’ve been on a stage, my biggest motto has been “the stage belongs to all of us, not just us as a band”. Everyone has a say here. I’m not only talking about my own problems but also peoples problems, as much as I can, that is the reason I’m making music.

(Melike) As the vocalist/lead singer I really like to see people saying the things we want to say with us, the messages we’d like to give in our songs, because it is a very political genre so seeing people contribute to that is actually the main reason why we’re doing it. We are not doing this for ourselves or in order to keep it to ourselves, this is not something apart from society’s problems, this is not something personal at all. It concerns all people and the society so becoming one with the people on stage or them contributing to our performance is very important and maybe beyond that, it’s necessary. Like Yiğit says, if they were only watching from outside then it wouldn’t be hardcore music. It is at the core of hardcore.

(Yiğit) Before a concert I think about the way one works on a song for months, sometimes for years, and you think about things like “how should I make this part?” etc and my entire plan is about how the audience will react. Will they love the parts I guessed they would? I honestly can’t wait to see those moments and their reactions. You know how they make premiere nights for movies, and some directors join them to see the audience reaction, concerts are just like that to me. Instead of focusing on drums I focus on the audience and in that way I also test myself for the upcoming songs, on how to play them and what to do.

(Melike) I also think about the reactions before a concert too, I aim to reach more people because I myself identify as both a woman and non binary person so I want to reach out to other people than the ones identifying as male. I expect to see people different than who I always see, and I want other people to hear and discover us so that we can share our music with them too. And after a concert when I see people reacting positively, having a good time, joining in our songs, becoming all sweaty and all, I feel super happy. I feel like the music has reached its goal.

(Naz) Linked with the previous question, you once mentioned in an interview that it is challenging to make hardcore music in Türkiye. Has anything changed on that subject? How do you feel about your production phase and the ways you meet with the audience now?

(Yiğit) The generation changed since then, and the audience of this genre is very mixed. A certain generation of people between 18-25 listen to us, we have an audience who consumes faster. With the pandemic we also had our issues organizing but then we managed to pull the band together and around that time underground music had risen in Türkiye. Especially when there were no bands from abroad coming here to perform, festivals tended to headline local bands and people liked them. We kind of missed that opportunity and I’m sad about it. But after our return, I think we have a good audience, we have young people around us that want bigger festivals to happen in Türkiye and want local bands to grow. So I’m happy about that. Challenges are less I can say, because we have a bigger audience now. Back then when I went to a concert I felt like there were 30-40 people and we were always playing for each other. Even at the concerts of big groups there was no chance to see more than a hundred people. Now even a smaller band from abroad can fill up a 400-500 people venue. There is a hunger towards concerts, maybe back then people weren’t that hyped because one way or another they were able to watch some bands but now we have nothing so people are kind of backing up the local bands and I think it’s cool in a way.

(Melike) I’m pretty new in the band compared to Yiğit, in hardcore music too. Of course we are not aiming to reach everyone making underground music… We do hope our messages would reach a larger audience maybe, but musically speaking I’d like more chances at giving concerts, playing at festivals and working with other bands. The way I see it, if you give people an opportunity people might come but of course like anything else, these organizations to happen sustainably is linked with a better political environment.

(Naz) As Emergency Broadcast you have a mutual anger, how do you get that out? Can you talk about your creative process as a band?

(Melike) Emergency Broadcast has been an anarchist band since the day it started, but after Yiğit went vegan in 2016, the band started standing against the cruelty towards animals as well and we started identifying as vegan and straight edge (staying sober). We want to change the world so we need to stay away from anything that can dull or numb us. We need to be loud and soberly angry, that is the philosophy behind straight edge. I’m also trying to be an activist in Türkiye, especially about animal rights. That’s basically what we are saying in our latest album, they are killing all of us with the animals, they are killing the planet and destroying everything. We should be aware of that and we shouldn’t leave anyone behind. Whenever a part of society is left to be crushed and no one talks about it, this system will continue to work, so we need to become more and more inclusive by time, and we will continue to.

(Yiğit) I agree with everything Melike says. And I want to add, in the creative process sometimes a photograph can trigger us, sometimes a word. Comfort In Misery for example happened while watching a street interview shot in Türkiye. We realized these people are in misery, but they think they are in comfort so we came up with this idea for a song. There was this cow called Ferdinand, things he lived through and survived, things like that can be a pushing power for us and we think we should be the voice of it too. When a prisoner whale understands that it has no chance of survival and starts hitting its head everywhere, no one becomes its voice, no one is hearing, there are no songs or memorials for them so we took over the flag for that part. The photograph of a kid drowning while running away from the Syrian border to Greece and the bomb that exploded in Ankara… People didn’t make any songs or türkü (generic name for traditional Turkish folklore song) about that… Even those memorials are pretty faint if you ask me. Maybe it would be different if they were in other countries. I remember watching some news about people dying elsewhere when I was a child and back then I used to think what kind of places are these… And now to see we have become one, is pretty sad.

(Naz) It is hard to live life as a musician in many places but in Türkiye it is almost impossible. How do you make a living normally? If you had the chance to only make music would you choose that or is it a healthier relationship for you to see music as an escape in your life?

(Yiğit) I don’t think there is anyone in Türkiye able to make a living out of hardcore or underground music, I mean if there is good for them! (Laughters) I was managing a studio, helping people make recordings and practice, renting out equipment and giving drum lessons. We don’t really earn much from the concerts and what we make we give back to animals via charity events. We don’t drink alcohol either, so we just carry a shit load of equipment, get sweaty and then go back. We do it only because we love it.

(Melike) Yes, it is almost impossible to make money out of hardcore music in Türkiye but making money out of any kind of music here is pretty challenging I think. Emergency Broadcast is some sort of a sub stack to our activist identities, a place for us to talk.

I’d like to make a living out of this, I don’t make any money as an activist either. The system forces you to work on behalf of others but not on behalf of something useful and you’re trying to resist that because when you work on someone’s behalf, you have to limit your activities that actually might be useful. Working at a 9 to 5 job is stealing from all of our time so if this political and economic atmosphere was ever to change, I’d like people to earn money out of making music or activism. Because we also see that people stopped coming to our studio, they are giving up on music. I’m hearing this a lot recently: “It is a luxury to make music in Türkiye.” Not even a hobby, you know, it’s way past being a job or a profession, it is considered a luxury now. We expect a head to toe change in the system as musicians too. But if I were to discuss whether it is healthier this way, I wouldn’t prefer working with a producer who directs or controls us because we are too much of anarchists, to fit in those boxes. So if we were to make money, we should be earning that ourselves instead of having someone buy our rights.

(Naz) Congratulations on the Inde Deus Abest which you released towards the end of last year, it is a killer album. And I loved the album cover too, do you have a visual place as a band where you’re drawn to or fantasize? Or do you use visual things as references for each other while working?

(Melike) The name of the album was Yiğit’s idea, I guess he found this while browsing online. It was a writing above a dungeon at Bodrum Kalesi. Inde Deus Abest means “The place where there is no god” in Latin.

(Yiğit) They put that writing up in order to break the trust or the love of live in these prisoners, but later I figured out that this wasn’t true and in fact the museum chief wrote it, in order to draw attention. (Laughters) But I really like the idea, and the fact that it is in Latin draws attention.

(Melike) I took inspiration from there and thought there are places like that, where people don’t see, like slaughterhouses, farms, factories. There are places behind closed doors where humans and other animals are getting harmed, places where we couldn’t bare seeing even one second of what was happening inside. And of course I thought about a slaughterhouse because animals are also experiencing that creeping fear of torture and the absence of god, they are also sitting and waiting for death just like humans. They know what will happen to them, they see this happening to other animals. With that in mind I thought about the concept of sacrifice. Because where god isn’t present, we gave him sacrifices, animals and people. So I came up with the idea of a picture where a child and a sheep are taken down to a place where there is no god nor mercy. I saw a picture at that time where a pig resisted people and that was the first time I was seeing something like that. When I had an idea for the cover in my head, we shared it with our friend Ozan Güner and he made the illustration. It’s dark, really. In fact we’ve heard from people that it is darker than our previous works. But considering where this idea came from, it was supposed to be.

(Yiğit) The kid is not being taken down to the slaughterhouse in the cover by the way, but it’s more about how kids are being taken from a young age to go to school or a government office and eventually become uniform, their dreams being murdered. Because once you go in from that door you become a cog in the wheel where animals become a piece of meat, so in the end you’re not that different from them.

(Melike) There was also this meaning in my head, during Sacrifice Feast in Türkiye little boys are forced to watch animals die. Because murdering animals or watching them get killed is also a sign of masculinity. The subtle meaning of that boy going into a slaughterhouse is telling the audience “You are not the person you were in the past and once you step into the place where there is no god, you are going to become someone completely different and we’ll sacrifice you too.”

(Naz) Was there an activist identity of the band from the beginning or did it evolve with time?

(Yiğit) The band started out around 2011-2012. Of course we had our stand at the time because this genre has its own anomalous stand and we belonged to that, but being vegan and straight edge came with time. As we settled into this style we met with other subcultures and when we met with them we saw that they reflect us more and we felt we were on track. I went vegan in 2016 and it was something I became aware of because of another band so I decided to spread that with music too instead of talks.

(Melike) By the time I joined, the band already had an activist identity. I think we tend to see from a certain perspective so we become more and more interested in these subjects over time. We almost don’t have any songs that don’t have a stand.

(Yiğit) Adding veganism was a solvent element, because I wasn’t aware of problems such as of non-binary people before. So it opened my eyes in a way about everything. We used to not care about our words, discriminating, ableist or sexist ones. But when you start caring about the animals you take a look at the lowest section, so once you’re able to see that, you see others too. There is a masculine stand in hardcore music but we got out of there and made the final touch with Melike, I guess. People see someone else on stage, someone who is not a man. Because this music is for everyone.

(Melike) Yes, hardcore is a protest genre but it is protest up until a point because it can use sexist cuss words or it can be discriminating against people. So it also has to change and evolve in itself, no one has the luxury to say that they are political enough already and not care about other matters. We took it as a mission to save this genre’s scene from the hetero-male dominance.

(Yiğit) You didn’t ask about it actually but I’d like to add this too: once we started saying that we are vegan, straight edge people and people against homophobia said to us that we were just trying to get attention. I wonder who in the world made themselves famous for these things (laughs), it was weird.

(Naz) What are your plans and dreams for the future?

(Melike) Reaching out to more people, not just in Türkiye but globally. Being able to produce better. One of my biggest dreams is to shoot more video clips. People say that it doesn’t get that many views nowadays but I still think that it’s important because once you do something with different art methods, the music can get better. I’d like to use the changing power of art, because like Yiğit said you might read a book or someone might mention something to you but it isn’t as powerful as listening to a song you love and discovering the meaning behind it, it can be life changing.

(Yiğit) Of course we’d like to reach out to more people but not just any people. To the people who have repressed anger, people who’d like to cry out. We want these kind of people to be with us and find something from themselves in our songs. Our concerts are like interactive stage plays to me. Or it should be like that.

(Melike) I imagine a world where people are angrier because we need anger to change things. Perhaps this might be one of our plans, to make people angrier!

PS: Right after that sentence the sound system in the place we were at exploded and we had a little shock. Yiğit said this wasn’t a part of the plan and the voice note which you’re reading in text, ends with laughter.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *