An Interview with Legendary Composer Osman İşmen [English and Türkçe]

20

Osman İşmen’in işlerini daha önce pek çok kez arkasındaki ismi tanımadan tüketmiş olsam da bir gün Diskomatik Katibim albümü internette gezinirken karşıma çıkıyor ve baştan sonra dinliyorum. Aşırı tanıdık melodiler içerisinde albümün arkasındaki ismi araştırmaya başlayınca şarkıların pek çok Yeşilçam filminde kullanıldığını öğreniyor ve minik bir aydınlanmanın ardından heyecanla İşmen’in başka işlerine bakmaya devam ediyorum ve kendisinin Türkçe popüler müziğinin zirvesi diyebileceğimiz pek çok albümün de arkasındaki isim olduğunu keşfediyorum. İşmen’e bir mesajla ulaştıktan sonra Cave Dweller’ın karma kitlesi için de Türkiye’nin yerel seslerini disko/funk melodilerle süslenmiş halde dinlemenin ve İşmen’i tanımanın heyecan verici olacağını düşünerek kendisine röportaj yapmayı teklif ediyorum.

Türkçe Versiyon (English Below)

(Naz) Osman bey merhaba, öncelikle teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederek başlamak istiyorum. Nasılsınız, hayatınız nasıl gidiyor?

(O.İşmen) Teşekkür ederim hayatım gayet iyi ve yoğun. Göcek te yaşıyorum.

(Naz) Araştırmalarımdan müziğe erken yaşlarda başladığınızı öğrenmiştim, sizin için ilk tanışma nasıl oldu? İlk görüşte aşk mıydı sizinki?

(O. İşmen) Müziğe erken başlamam (5.5 yaşında) evdeki annemin piyanosuyla oldu. Tuşlara basarak melodiler çıkarmaya başlamıştım kendi kendime…

(Naz) Tabiri caizse “genre defying” (türlere meydan okuyan) olarak bahsedilebilecek, bir çizginiz var, farklı türleri birbiriyle harmanlayarak yaptığınız üretimlerde dokunduğunuz her türün kodlarını parlatabiliyorsunuz. Bu şekilde üretim yapmaya ve yerel sesleri coğrafi koordinatlarının dışına çıkarmaya dair ilk ilhamınız nereden geldi? 

(O. İşmen) Buna ilk ilhamdan başlamadan önce çok farklı müzik türlerini beynimde harmanlamaya yani tam bir senteze ulaştıraya bağlıyorum ancak bu birikimler sayesinde her tür müziğe gereken ruhu verdiğime inanıyorum. Yıllar içindeki bu birikimler kendi karakteristik müzikal çizgimi yaratmama sebep oldu ve daima türlere meydan okumak yerine bütün türleri sentezleyip kendi soundumu yaratmayı tercih ettim.

(Naz) Dışarıdan bakılınca neredeyse kesintisiz denilebilecek bir üretim hayatınız olmuş fakat monotonlaşmadan her adımda yenilikler bulabilmişsiniz. Bir projeyi gerçekleştirirken hayaldekinden somutlaştığı ana kadar geçirdiğiniz süreçten, disiplininizden ve üretim metodlarınızdan biraz bahsedebilir misiniz?

(O. İşmen) Öncelikle disiplin-bilgi-mesleğe saygı üçgeni hayatım boyunca bana yön veren bir üçgendir. Burada öncelikle bir projeye başlarken kendi kendime sorduğum sorular vardır;

-Proje artistinin kimliği?E/K

-Sanatçının etnik yapısı?(Anadolu-pop-modern-teenage vs)

-Yapılacak proje toplumun hangi kesimine hitap edecek?(şehir-entelektüel kesim-kırsal)

-Proje hangi yaş grubuna hitap edecek?

-Projenin tarzı ne olacak?(pop-ethnic-protest-türk müziği-halk müziği-evrensel, vs)

Bütün bu soruların cevaplarını doğru olarak verdiğimde projenin başarıya ulaşmaması çok zordur.

(Naz) Neil Gaiman, Art Matters’da bir kariyere sahip olmadığını, sahip olduğu kariyere en yakın şeyin bir sonraki yapmak istediklerini içeren bir liste olduğunu söylüyor. Bu durum sizin için nasıldı? Hem özel hem kamusal kurumlarda işlerinizin yer aldığını ve dönemin popüler kültürü üzerine etki etmiş işlerin önemli bir parçası olduğunuzu düşünürsek, üretimlerinizi seçerken istekleriniz mi ağır basıyordu yoksa bir süre sonra üretimleriniz iş/kariyere mi dönüştü?

(O. İşmen) Asla üretimim iş boyutunda olmadı, zamanın getirdiği bazı istem dışı ticari çalışmalar olsa da daima kariyere ağırlık verdim. Benim için sanat toplumu daima bir adım öne götürmelidir. Ben her zaman bu fikirden yola çıktım ve bunun en büyük örneği de Ahmet Kaya albümlerinde görülür. Aynı albümü hem kırsal bölge insanı, hem şehir insanı hem de entelektüel kesim dinlemiştir.

Bir işi yaparken daima kafamda bir sonraki proje filizlenmeye başlar bu da sanatçıya devamlılık sağlayan ve onu ileriye götüren bir davranış biçimidir.

(Naz) “Diskomatik Katibim” (1978) yayımlandıktan hemen sonra albüm Hey dergisi tarafından Müzik Oskarı ödülüne layık görülüyor, ve bunun peşi sıra yaptığınız işler filmlerde kullanılıyor, günümüzden bakınca benim için çağının ötesinde diyebileceğim bir isimsiniz. O dönemde yaptığınız yenilikler nasıl karşılanmıştı ve sizce seneler içinde Türkiye özelinde müzikte ve sanatta yeni yaklaşımlara bakış, üretim alanları nasıl şekillendi? 

(O. İşmen) Diskomatik Katibim bana göre Türk müzik tarihinin gündemden düşmeyen tek yapıtıdır tabii enstrümantal olarak. Enstrümantal müziğe ilginin daha az olduğu bir toplumda böylesine bir iş yapmak cesaret isterdi. Kafamda olgunlaşan bu fikir aşamasındaki projeyi zamanın ünlü prodüktörlerinden rahmetli Yeşil Giresunlu ile paylaştığımda müthiş bir heyecan duydu ve hemen projeyi hayata geçirdik. Albümün o zamanın şartlarına göre bugün bile zevkle dinlenecek soundu günümüzde bile geçerli olacak şekilde kaydedildi. Zamanın en ünlü müzisyenleriyle bunu gerçekleştirdik… Albüm piyasaya çıktığında tahmin etmediğimiz bir başarıya ulaştı hem yurtiçi hem de yurt dışında ve bunun sonunda Yılın Müzik Oskar’ına layık bulundu eserim. Herkes bunu çılgın bir proje olarak değerlendirdi, ben de o güne kadar yapılmamış bir işin başarıya ulaşmasının mutluluğunu yaşadım. Şu anda bu albüm LP olarak tekrar yurtdışında basılıyor. Müzikler o kadar insanların beynine kazındı ki onlarca filmde izin bile almaya gerek kalmadan kullanıldı. O zamanlar daha telif yasaları yoktu maalesef. 

Genel olarak baktığımızda o zamanki müzik ortamı bugünkünden çok daha kaliteli ve güzeldi. İnsanlar her türlü sanatsal yapıta açıktılar o devrin aranjörlerinin (Onno Tunç, Atilla Özdemiroğlu, Norayr Demirci, Esin Engin ve ben) ürettiği eserler aradan 50 yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen popülaritesinden bir şey kaybetmeden zevkle dinleniyor. Ama bugün çok meşhur şarkının ne adı ne bestecisi ne aranjörü ne de solisti bir ay sonra hatırlanmıyor bile bu konuyu biraz düşünmek gerekir….

(Naz) Yeşilçam sinemasının teknik anlamda imkansızlıklar üzerine geliştirilen yaratıcı çözümler ile ilerlediğini biliyoruz, dönemdeki müzik üretimleri için de aynı şey geçerli miydi? Tıkandığınız noktalarda ya da kısıtlar sebebi ile kolay çözemediğiniz sorunlarda yaptığınız ve hatırladığınız ilginç/ komik bir örnek var mı aklınızda? Ve yine buna ek olarak dönemin ikonik, tarih içerisinde de kültleşen sinemasının sesi olmuş olmak nasıl bir his?

(O. İşmen) Aynı teknik imkansızlıklar müzik sektöründe de vardı. Müzisyen sayısı çok azdı o zaman neredeyse her enstrümandan bir, iki kişi vardı stüdyo ortamında çalışabileceğimiz. Bu konuda komik bir olayı anlatayım; yıl 1982 idi ve Nilüfere albüm yapıyordum ve Yok Sensiz Olmaz adlı şarkının çok önemli bir klasik gitar partisyonu vardı ve o zaman klasik gitarist olarak tek adam Cengiz Coşkuner’di. Cengiz’e notayı önceden verdim bir baksın diye, stüdyoda kayıt günü geldi Cengiz’i beklerken bir telefon geldi kendisinin sağ elinin baş parmağının tırnağı kırılmış… On beş gün kaydı erteledik ve Cengizin tırnağının uzamasını bekledik. Halbuki aynı olay bugün olsa aynı işi yapacak on, on beş gitarist var…

İşte böyle zor zamanlardan bugünlere geldik. 

Tarih içinde kültleşen bir sinemanın sesi olmak bir açıdan, eserlerin toplumun geniş kitlelerine ulaşması açısından, çok güzel ama diğer yandan telif haklarından bu kullanımlarda yararlanılmadığı için son derece üzücü.

(Naz) Son olarak bize çocukken en sevdiğiniz oyunu anlatabilir misiniz?

(O. İşmen) Belki inanmayacaksınız ama çocukken hep piyano çalışmaktan oyun oynamaya pek vaktim olmamıştı ama daha ileriki zamanlarda çok güzel yağlıboya resim yapardım.

I’ve heard a lot about Osman İşmen’s work before I knew the person behind the work. One day while I was browsing randomly I saw Diskomatik Katibim and I listened to it from the beginning. While I was happily hearing familiar sounds I started researching the name behind these songs and I figured that most of them were used in Yeşilçam movies. (an iconic period in Turkish cinema) Then I continued to listen to his other works and realized he also was the person behind almost every iconic album in the history of Turkish pop music. I sent him a text, thinking that the mixed audience of Cave Dweller might enjoy hearing local sounds from Türkiye with disco/funk melodies and getting to know Osman İşmen might be enjoyable for them, I offered him an interview.

(Naz) Hey! First of all I’d like to thank you for accepting my invitation. How are you, how’s everything?

(O.İşmen) Thank you, I’m very well and busy. Currently living in Göcek. 

(Naz) I’ve found out from my research that you started taking interest in music from a young age. How was it for you? Was it love at first sight?

(O. İşmen) I’ve started playing instruments at the age of five and a half with my mother’s piano. I started creating melodies by pressing the buttons.

(Naz) You have a genre defying style so to say, you blend in different genres together in every production and you somehow make all of these genres sparkle in some way. What was your first ever inspiration to create like this and take the local sounds out of their geographic coordinates? 

(O. İşmen) Before my first inspiration, I started blending in a variety of different genres and making them become whole, and only because of these accumulations I gave each genre the needed soul. The accumulations I’ve made over the years caused me to have the musical style I have today, and I always try to synthesize the genres instead of defying them and I created my own sound with that.

(Naz) You have an almost non-stop approach when it comes to productivity but even with these circumstances you’ve found new things every step of the way without becoming monotonous.  When you’re working on a project, can you talk about your phases? The discipline and production methods from the beginning to when it becomes a reality?

(O. İşmen) First of all the triangle of discipline, information and respect is the triangle that gave me direction in life. There are some questions I ask myself when I’m starting on a project;

-What is the identity of the artist? (F/M/)

-What is the ethnic structure of the artist? (Anatolian, pop, modern, teenage etc.)

-Which part of the society is this project for? (City, intellectuals, suburbs)

-What age are we aiming for?

-What’s the style of this project? (Pop, ethnic, Turkish music, Turkish folk music, universal etc.) 

After answering all of these questions truly, there’s hardly any chance for the project to fail. 

(Naz) Neil Gaiman mentions in Art Matters that he didn’t have a career but the thing he had closest to a career is a list where he wrote down the next thing he wants to do in life. How is that situation for you? You’ve had your works played in public and private places and you are someone who had an undeniable effect on culturally important productions. When you were choosing the projects you were going to work on, what was more important for you? 

(O. İşmen) My productions were never really about doing “business”. Of course at times I’ve done some things that would be good financially even though I didn’t want to do them. To me art must always carry the society one step further. And I’ve always acted on that thought which you can see in Ahmet Kaya albums I’ve worked on. People from all different parts of the society and all walks of life have listened to those albums.

While I’m working on a project, I immediately start thinking about the next one which is what keeps an artist going.

(Naz) Right after you released “Diskomatik Katibim” (1978), Hey magazine (a popular magazine in Türkiye at that time) gave you a Music Oscar (an award by this magazine), and after that your songs started to be used in movies. Looking back, you’re a person that I can say was ahead of their time. What was the reaction to your modernist approach at that time? And how do you think the reception of the new things in music and art changed throughout time in Turkey?

(O. İşmen) To me, Diskomatik Katibim is the only album that could stay relevant to this day in Turkish instrumental music. It took a lot of courage to make that kind of an album in a society where interest in instrumental music was really poor but I shared this project with one of the famous producers of those times, Yeşil Giresunlu and he really got excited and so we made this project come alive together. We made the album in those days’ conditions but in a way which it could stay relevant to this day. After it was released, it became more successful than we could ever imagine both in our country and universally.  And after that they gave me the Music Oscar. Everyone was thinking that this was a crazy project, and I was having the delight of achieving something that hadn’t been done before. The album is currently on sale again as an LP abroad. People have gotten so familiar with the sound that some movies didn’t even ask for permission to use them as soundtracks. Back then the copyright laws weren’t very effective, unfortunately.

But generally the environment in those days was much better than now. People were open to almost everything and people now are still listening to what arrangers of those times (Onno Tunç, Attila Özdemiroğlu, Norayr Demirci, Esin Engin and myself) have produced almost 50 years ago. They are still popular. But nowadays even though a song gets really popular after a month or so no one remembers the name of the artist, the arranger or the singer… I think it’s something to think about.

(Naz) We know that Yeşilçam movies are developed with creativity born from lack of possibilities. How was it for the music productions at that time? Do you have a funny or interesting memory about solving a problem? And alongside with that, how was it for you to be the sound of iconic and cult movies at that time?

(O. İşmen) The same technical lack of possibilities were also existing in the music industry. The number of musicians was so low that we had one or maximum two people who could play an instrument. A funny memory on that is in 1982 I was making an album for Nilüfer and a song called “Yok Sensiz Olmaz” had this very important guitar part and the only person who was able to play a classical guitar at the time was Cengiz Coşkuner so I handed him the notes beforehand so that he could familiarize. The recording day came and we had a call where he said he had lost the nail on his right thumb so we had to wait fifteen days for his nail to grow back so that he could play… If this was happening today you could’ve found ten or fifteen people who could play the same part. Such were the days we were living in.

Being the sound of the cult cinema of those days is amazing in some ways, such as the variety of people I’ve reached, but there are also parts about it which are not so pleasant too like not being able to get my copyrights.

(Naz) Lastly, can you tell us your favorite game you played as a kid?

(O. İşmen) I don’t know if you’d believe it but I didn’t have time to play because of my piano practices as a kid, but later on I started making these really nice oil paintings.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *